27.12.2016

Yeni kıtaya yolculuk ve Avustralya'da ilk iki haftamız

Biliyorum yirmi bir saatlik uçuş için “yorucu değildi” demek kulağa pek inandırıcı gelmeyecektir ama bu süreçte arada aktarma yapıldığından bir sonraki uçuş saatinize bağlı olarak biraz dinlenme şansınız oluyor. (Heyecanla ziyaretimize beklediğimiz aile büyükleri ve arkadaşlarımız bu açıklama özellikle size, gerçekten göründüğü kadar zor değil :))

Elbette daha uzun süreli olup birden fazla aktarma yapılarak gerçekleştirilen uçuşlar da mevcut ve bunlar çoğunlukla daha uygun fiyatlı oluyor ama biz iki haftalık çılgın temponun ardından ekstradan on saat daha yolculuk süresini göze alabilecek durumda değildik ve bu yüzden Qatar Havayolları’nın Doha aktarmalı uçuşunu seçtik.

Avustralya yolculuğunuzu şanslıysanız Cemal gibi çoğunlukla uyuyarak, değilseniz benim gibi peş peşe film izleyip sürekli birşeyler atıştırarak bir şekilde geçirebilirsiniz. Yani öyle çok da gözünüzde büyütülecek birşey değil. Ayrıca uçaktan indiğiniz andan itibaren karşılaşacağınız şeylerin hayalini kurmak da vakti kısaltmaya en az seyrettiğiniz filmler kadar yardım ediyor. Sonuçta günlerin, haftaların ve hatta ayların koşturmacasını artık geride bırakmış ve uçağın yol aldığı her kilometreyle birlikte yeni hayatınıza doğru geri sayarken, düşüncelerinizle baş başa kalma fırsatı bulmuş oluyorsunuz.

Avustralya’ya gelmeden önce, hem okuduğumuz yazılardan hem de konuyla ilgili danıştığımız arkadaşların deneyimlerinden yola çıkarak yanımıza gümrükten geçişte sıkıntı yaratabilecek hiçbir şey almadık ve bu sayede pasaport ve gümrük kontrolünde fazla oyalanmadık. Uçakta, yanınızda getirdiğiniz paradan yiyeceğe, yiyeceklerin içindeki maddelerden ilaç çeşitlerine ve hatta ahşaptan yapılma bir eşyanızın olup olmadığına kadar her şeyin en ince detayıyla sorgulandığı bir deklare formu doldurmanız ve bunu pasaport kontrolünden sonra gümrükteki polis memuruna göstermeniz gerekiyor. Sorulara dürüstçe cevap verdiyseniz ve gerekli şeyleri deklare ettiyseniz sorun yaşamanız düşük olasılık; çünkü bu ülkede dürüstlük, insana saygı ve güven ilkeleri ön planda. Dolayısıyla kendi deneyimimize bakarak diyebiliriz ki formu doldurduktan sonra ne öyle büyük bir sorgu sual ne asık suratlı gümrük görevlileriyle karşılaştık. İnternette yazan her şeye aldanmamak lazım, çoğu şehir efsanesi  çıkabiliyor...

Bizi karşılamaya Cemal'in kuzeni geleceği için, şehre ulaşım konusunu hiç araştırmamıştık ama sonradan gördük ki Sky Bus denilen otobüsler havaalanı ile belirli hatlar arasında hizmet veriyormuş. Detaylara https://www.skybus.com.au sitesinden ulaşabileceğiniz bu otobüsler sizi taksi veya Uber’e kıyasla çok daha uygun fiyatlara (otobüs tek yön 18-20 AUD, Uber 60-70 AUD) şehir merkezine ya da St. Kilda, Frankston gibi farklı birkaç lokasyona daha götürebilir.
St. Kilda sahil yolu
Melbourne’e vardığımızda yerel saatle akşam altı olduğu ve Türkiye’nin aksine kış mevsimine geldiğimiz için etraf karanlıktı. Şehre ilişkin ilk izlenimlerimiz bu nedenle ertesi güne kalacaktı. Cemal'in kuzeni sağolsun bizim için her şeyi düşünmüş, içi birkaç günlük yiyecekle dolu bir çanta hazırlamıştı. Ayrıca toplu taşımada kullanılan Myki kartları almış ve bir de yedek cep telefonu vermişti ki sonraki günlerde banka hesabı açtırırken ve ev ararken epey yararını gördük. Myki tramvay, tren ve otobüslerin hepsinde geçen, haftalık ve aylık olarak da doldurabileceğiniz İstanbulkart benzeri bir kart. Tren ve tramvay duraklarının çoğunda elektronik dolum makineleri mevcut ve ayrıca şehrin bir çok yerinde bulunan 7-Eleven marketlerinden hem kart temin edebilir hem de dolumunu gerçekleştirebilirsiniz. Ulaşım sistemine ve Myki’ye ilişkin detaylı bilgi için https://www.ptv.vic.gov.au sitesini kullanabilirsiniz.

Biz kalacak yerimizi gelmeden yaklaşık bir hafta önce AirBnB üzerinden ayarlamış ve dokuz günlüğüne bir ev tutmuştuk. Kiralık ev arayışı tahmin ettiğimizden daha uzun bir zaman aldığı ve kaldığımız evin bizden sonraki tarihe rezervasyonu olduğu için, bu sürenin sonunda başka bir yer bulmamız gerekti. Önceki tatillerimizde AirBnB kullanıp memnun kaldığımız için yeni evi de yine aynı siteden bulsak da burada insanlar oda kiralama ve paylaşımlı evler gibi farklı alternatifler de tercih edebiliyorlar. Ev kiraları en büyük masraf kalemlerinden biri ve bütçeye göre ev bulmak başlangıçta biraz zor. Biz Türkiye’deki yoğun ve yorucu geçen iki haftadan sonra burada da yaklaşık on günden fazla sabahtan akşama kadar ev aradık ve inanın çok yorulduk. Bu yüzden imkanınız varsa gelmeden önce en az bir ay konaklayabileceğiniz bir yer ayarlayın. Öteki türlü, “Onca zorluğu, işi gücü halledip dünyanın bir ucuna geldik ama başımızı sokacak bir ev bulamıyoruz; sokakta kalmasak bari.” gibi düşünceler içinizi kemirebilir.

Geçici konaklama için www.gumtree.com.au ; www.airbnb.com.au gibi sitelere göz atabilirsiniz. Özellikle Gumtree’de hem kiralık oda hem paylaşımlı ev ilanları bulabilir hem de kira kontratını vaktinden önce bozmak zorunda kalan kişilerle iletişime geçebilirsiniz; üstelik eşyalı ev bulma şansınız da daha yüksek olur.

Gelelim en az iş arama kadar emek gerektiren ve kendine özgü kriterleri olan ev bulma meselesinin detaylarına! Doğrusu gelmeden önce az çok bilgi sahibi olsak da, Avustralya’da şimdiye dek size en tuhaf gelen uygulama ne diye sorsanız cevabımız kesinlikle ev kiralama süreci olur. Türkiye’de internetten kiralık daire ilanlarına bakıp bir emlakçıya gittiğinizde, portföylerindeki her evi göstermeye ve müşteriyi bağlamaya can atıyorlar öyle değil mi? Pekala burada işler çok farklı yürüyor. Burada ev sahipleri kral; evlerinin size layık olup olmadığına karar verebilmeleri için, tıpkı iş ararken olduğu gibi onlarca aday arasından sıyrılmanız ve sunduğunuz belgelerle kendinizi onlara beğendirmeniz gerekiyor. Üstelik bunun için göbeğiniz çatlayıncaya kadar uğraşıyorsunuz. Sabahtan akşama, günler boyu sürecek çılgın bir maratona hazır olun :)

Sistem şöyle işliyor efendim; öncelikle www.realestate.com.au sitesinden veya emlak ofislerinin kendi sitelerinden evleri inceliyorsunuz ve gezmek istediğiniz her ev için online randevu başvurusu yapıyorsunuz yani “inspection appointment” alıyorsunuz. Eee bu kadar mı? Ne varmış ki bunda? dediğinizi duyar gibiyim ama durun daha bitmedi! Randevu talebinize karşılık onay emailleri alıyorsunuz ve kimi zaman da telefonunuza ayrıca mesaj geliyor. Tamam, ne güzel işte! Adamlar her işi düzgün yapıyorlar öyle değil mi? Peki başvuru yaptığınız bu evler için haftanın yalnızca belirli günlerinde (ki çoğunlukla haftada bir gün) ve sadece 15 dakikalık belirli bir zaman diliminde evleri görme şansınız var desem ne dersiniz? Hatta bir evi aynı anda yirmi adayla birden gezdiğinizi ve o adaylardan bir kısmının daha evden ayrılmadan evi kiralamak için başvuru yaptığını söylesem ? Yani şöyle düşünün, Pazar akşamı baktığınız bir ilandaki o çok beğendiğiniz evi ancak Perşembe günü saat 16:00-16:15 arasında, aynı ilanı gözüne kestirmiş diğer insanlarla birlikte gezebileceksiniz. Ayrıca kimi durumlarda son dakika sürprizlerine de hazırlıklı olun çünkü siz yola çıkmaya hazırlanırken, her nasılsa bir anda evin tutulduğuna dair kısa mesaj gönderip inspection iptalini haber verebiliyorlar.

Bu arada emlakçılar işlerini o kadar düzgün ve kurallara uygun yapıyorlar ki sadece bir dakikalık gecikme yüzünden evi göremeyip kapıda kaldığımız zamanları da biliriz. :) Başlangıçta yaklaşık beş gün bütün evleri birlikte gezsek de ilerleyen zamanlarda Cemal’le haftalık takvim yapıp, evlerin birbirlerine olan yakınlıklarına göre rota çizmeye çalışarak iki koldan arayışa geçmiştik biz. Hatta hiç unutmam, yalnız inspection yapacağım ilk gün sabahın dokuz buçuğunda biten telefon şarjımla birlikte, elimde bir kağıda yarım yamalak not alınmış beş tane ev adresiyle kalakalmıştım ve kolumda inspection saatlerini takip edebileceğim bir saat bile yoktu! Neyse ki evler birbirine çok uzak değildi de birkaç kez tramvaya binmek ve içgüdüsel olarak yön bulmaya çalışmak suretiyle bir şekilde günü kurtarmıştım. En güzeli de adresten tam emin olamasam bile, gittiğim yerin kapısında meraklı gözlerle sağa sola bakınan birkaç kişiyi gördüğümde doğru eve geldiğimi anlayabiliyordum.

Emlakçıların çok iyi yaptığı başka bir iş de evin fotoğraflarıyla oynamak. İlanda evin fotoğraftakinden biraz farklı (just slightly different) olabileceğine dair bir uyarı gördüğünüzde o fotoğraflardaki deniz manzaralı evin apartman boşluğuna bakabileceğini aklınızda bulundurun.  


Tabii sadece zor yanlarından bahsetmek olmaz, bu sürecin bize kazandırdığı şeyler de var. Mesela on günde neredeyse kullanmadığımız tramvay ve tren hattı kalmadığından, toplu taşıma ve ulaşım sistemini çözmek çok kolay oldu. Otobüs saatlerine pek güvenilmeyeceğini bizzat deneyimleyerek anladık. Yine aynı şekilde bir çok bölgeyi az çok tanıma şansı edindik, hangi semtte ne tarz yerleşim yerleri ve restaurantlar olduğunu keşfettik. Sonra gün içinde kilometrelerce yol yürüdüğümüzden, kendimizi yorgun ama sağlıklı hissettik. Gezmeye harcayacak hiç zamanımız olmadığından, bu süreçte paramız cebimize kaldı. :)

  Ev arama maratonu boyunca  mola mekanlarımız
genellikle şehrin güzel parkları oldu-
Catani Gardens

Albert Park'tan bir kare

Neticede Avustralya'ya ayak basmamızın on beşinci gününde tam da gönlümüze göre bir ev bulmayı başardık. Bizce işin sırrı başvuruyu yaparken gerçekten de bir iş başvurusu yapar gibi özenmekten geçiyor. Arka arkaya birkaç kez reddi yedikten sonra Cemal aşırı özenli bir Cover Letter yazdı ve evraklar arasına CV'sini ekledi! Bir de sırf ev sahibinin gözüne girebilmek için altı aylık kirayı peşin verebileceğimizi söyledik ama neyse ki isteyen olmadı :) Bu ufak taktik değişikliğinin ardından, aynı gün içinde başvurduğumuz dört evden birden kabul aldığımızı öğrendiğimizde artık kral olma sırası bizdeydi! İçimize en çok sinen evi seçip işlemleri başlattık.
Yeni semtimiz - Middle Park

Artık İstanbul'dakine kıyasla çok daha küçük ama bu sayede içini IKEA'dan kolaylıkla döşeyebildiğimiz, hem sahilin dibinde hem şehrin en güzel parklarından birine yürüme mesafesinde bir evde oturuyoruz. 

Middle Park Beach


Ev bulmak, iş aramak kadar olmasa da yorucu ve zaman alan bir süreç gördüğünüz gibi. Avustralya'ya gelmeden önce enerjinizi biriktirin burada lazım olacak demiş miydim ? :)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder