15.07.2017

Avustralya'da Bir Yılı Geride Bırakırken...

Eda'nın gözünden bir yıl...

Hayatımıza başka bir kıtada devam etmek için yola çıkışımızın üzerinden tam bir yıl geçti bugün... Mevsimler değişti, zaman kavramımız değişti, önceliklerimiz, beklentilerimiz değişti, biz değiştik...
Sonra kafaya takıp dert ettiğimiz şeyler değişti, bugüne bakışımız değişti, geleceğe ilişkin hayallerimiz değişti...
Yaşadığımız rutinin içinden çıkınca, korkuyla karışık merak duygusuna yenilip yola düşünce, bir adım sonrasında bizi neyin karşılayacağını bilmeden kollarımızı açıp iyisi ve kötüsüyle beklemeye hazır olunca, bugüne dek anlamını bildiğimizi sandığımız birçok şey farklı anlamlar kazanmaya başladı...


Middle Park Beach

Ben kendimi üşengeç biri sanıyordum buraya gelmeden önce. Hatta biri bana, kaplumbağa misali yükünü sırtına alıp on ayda altı ev değiştireceksin dese, büyük ihtimal daha o an yorgunluktan düşüp bayılabilirdim karşısında. Konu gezme olmadıkça öyle çok enerjik biri değilim, sporla da hiç aram yoktur mesela... Cesaret deseniz hiç olmadık zamanlarda, benimle doğrudan ilgisi bile olmayan konularda öne atılıp cengaverlik yapar, başkasının hakkını ararım ama bazen kendim için ufacık bir adımı atmaktan çekinirim. Yani mesele sadece üşengeçlik değil aslında; adını tam koyamadığım birşey, kendi kendimin motivasyon kaynağı olmaktan alıkoyar beni. Hayaller deniz derya, fikirler beynimde uçuşur ama iş onları gerçekleştirmeye gelince hem kılı kırk yararım hem de sanki olması gereken itici güç bende ters işler ve çoğu daha fikir aşamasındayken rafa kalkar. Bu kez öyle olmadığı, Cemal’le birlikte aynı hayali kurup yola koyulacak cesareti bulduğumuz için çok ama çok mutluyum. Çünkü dediğim gibi, daha şimdiden, güvercin adımlarla da olsa kendimdeki değişimi gözlemleyebiliyor ve bundan büyük bir keyif alıyorum.

Brighton Beach



Otuzlu yaşlarda tekrar öğrenci olmak gözümü korkutmuştu mesela. Yurtdışına çıkmamızı sağlayacak, masraflı ama önümüzdeki en kolay seçenek olduğunu bilmemize rağmen, uzunca bir süre bu fikre sıcak bakmamıştım. Sekiz sene ingilizce eğitim görmüş olmam, daha IELTS’ten yeterli puanı alamazsam korkusunu bastırmaya yetmiyordu da tüm eğitim sistemine yabancı olduğum bir ülkede nasıl yüksek lisans yapacaktım ? Ama bu kez çok istediğim birşeyi, karşılaşınca başıma ne geleceğini bilmediğim birşeyin korkusu yüzünden rafa kaldırmak istemedim. İyi ki de öyle yapmışım. Meğer bütün mesele o ilk adımı atmakta bitiyormuş... İyi ki bir karar verip bu kez kendime inanmış ve o sınavı da gözümde büyütmemişim. Beşiktaş’ta bir kafede oturup IELTS’e çalıştığım günler sayesinde, Avustralya’da keyifle kahvemi yudumlarken bu satırları yazabiliyorum şu an 😊
 Okulun da ilk yılı bitti bile, kaldı sadece iki dönem...

Docklands

Yazının başında hayatımızda zaman kavramı dahil çok şey değişti dedim... Gerçekten de dönüp şu son bir yıla baktığımda, içine sanki beş yıllık bir hayat sığdırmışız gibi hissediyorum. İstanbul’dayken zaman öyle aynı akıyordu, hayatımız öyle bir rutindeydi ki yeni bir yıla ne zaman girdiğimizi, aradaki on iki ay içinde neler olup bittiğini fark etmiyordum çoğu zaman. Beni mutlu etmeyen bir işte, hayatımı ve kendimi tükettiğimi düşünerek çalışmaya devam ediyordum. Cemal de çılgın bir iş temposunda kaybolmuş gibiydi. Hafta içi neredeyse bütün akşamlarımız aynıydı; çoğunlukla eve öyle geç geliyordu ki aynı sofrada yemek yemek şöyle dursun iki satır muhabbeti zor ediyorduk.. Sonra da bir dizi izleyip uyuyakalıyorduk. Hafta içi hayat sadece işten ibaretti adeta. İş çıkışı birşeyler yapmak, zorunlu bir program olmadıkça tercih etmediğimiz birşeydi. Hafta sonu programları da yine trafiğe göre, yorgunluğa göre, gidilecek mesafelere göre şekilleniyordu. Haftanın beş günü aynı tempoda akıp giderken haliyle iki günlük dilimlere sığdırmaya çalıştığımız bir hayat da bize yetmemeye, ikimizi de mutlu etmemeye başlamıştı. Ülkenin günden güne ağırlaşan tablosuyla birlikte, sadece ailelerimiz ve aynı dili konuşabildiğimiz arkadaşlarımızdan oluşan kendi küçük dünyamızda yaşamaya çalışmak da gitgide zorlaşıyordu.

Melbourne Royal Botanic Garden

Brighton Beach

Avustralya’ya geldiğimiz andan itibaren üzerimizdeki ağırlık yerini müthiş bir heyecana bıraktı. Algılarımız yeniden açıldı sanki. Kışın okyanus kenarında yaptığımız yürüyüşlerle, yazın kocaman parklarında yaptığımız pikniklerle önce doğasının, havasının güzelliğine sonra bu ülkenin günden güne içimize işlemesine ve basit şeylerin bizi nasıl mutlu etmeye yettiğine tanıklık ettik. Yürüyüşe çıktığımızda, markete gittiğimizde, tanımadığımız halde selamlaşıp hal hatır sorduğumuz insanlar, tramvaya, otobüse yaşlı ya da çocuklu biri bindiğinde, onlar koltuğa oturana kadar aracı hareket ettirmeyen şoförler, soğuk bir günde güneş yüzünü gösterince, birşeyler içmek için oturduğunuz bir kafede, “Bugün hava harika değil mi? Sımsıcak, insanın içini ısıtan bir gün.” diye sohbete başlayan güleryüzlü bir garsonun varlığı gibi... Ya da insanın içinde sıkılmadan saatlerce vakit geçirebileceği, hemen her mahallede yer alan güzel kütüphaneleri gibi...

Rakı muhabbeti her yerde olmalı :)
Sonra burada hayat çalışmaktan ibaret olmadığı için, haftanın diğer günleri de anlam kazanmaya başladı. Cemal’in mesaisi saat beş dedin mi bittiğinden, birlikte dolu dolu geçireceğimiz zamanlara kavuştuk; arkadaşlarımızla keyifli pub ortamlarında buluştuk, farklı dünya mutfaklarını denedik, yazın iş çıkışı evimize iki dakika mesafede denize girme şansı bulduk. Tramvaya, otobüse, trene atlayıp hiç bilmediğimiz semtlerin sokaklarında kaybolduk sonra da karşımıza çıkan ilk mekanda leziz bir kahve eşliğinde, sokaklarında kaybolduğumuz şehrin ve bu ülkenin bizde hissettirdiği duyguları, düşünceleri paylaştık birbirimizle. Yılın her vakti olan çeşitli festivallere katıldık. Avustralya, Türkiye ile kıyaslandığında pahalı bir ülke evet ama kendi ülkemizde parayla bile satın alamayacağımız keyifli zamanlara, burada sadece sahil yürüyüşlerimizle, gün batımında kumsalda içtiğimiz buz gibi bir bira ile sahip olduğumuz günler oldu.

Sydney

Bir yıl içinde bizi zorlayan, bunaltan, üzüldüğümüz şeyler de oldu elbette ama bunların çoğu yeni bir ülkede sıfırdan bir hayat kurma çabasının getirdiği zorluklar ile sevdiklerimizden uzakta olmamızdan, özellikle ciddi hastalıklarla mücadele eden aile fertlerimizin yanlarında olamayışımızdan kaynaklanan üzüntülerdi. Yine de her şeyin kısa zamanda yoluna gireceğini, onların iyileşeceğini ve yanımıza geleceklerini hayal etmekten vazgeçmedik. Umuyoruz ki önümüzdeki aylarda, Avustralya’da ilk misafirlerimizi ağırlayacağız 😊 Şimdiden çok heyecanlıyız, ufak ufak gezi rotaları araştırmaya başladım bile!

Diyeceğim o ki hiçbir şeyin, kendiniz dahil hiç kimsenin düşlerinize düşman olmasına izin vermeyin. Yeterince inandıktan, çabaladıktan ve mücadele ruhunu kaybetmedikten sonra hayat da size cömert davranıp şimdiye dek farkında bile olmadığınız başka güzellikler keşfetmenizi sağlıyor. 

Bizim bir yıllık Avustralya deneyimimiz özetle böyle; hayatımıza daha mutlu, daha huzurlu, kendiyle daha barışık, kafası daha rahat insanlar olarak devam ediyoruz. Zaten mutsuzlukla, gerginlikle beslendiğiniz değil de yüzü gülen, hayattan zevk almayı bilen, nefes aldığının farkında olan insanlarla dolu bir ortamda yaşadığınız zaman huzur kendiliğinden geliyor.

Önümüzdeki süreçte hedeflerimizi kalıcı oturum iznini alabilmek, benim okulu bitirip severek yapacağım bir iş sahibi olmam, Cemal’in kendi işini kurması ve artık biraz da kıtanın doğal güzelliklerini keşfetmeye vakit ayırabilmek olarak sıralayabiliriz. Bunların kimi orta, kimi uzun vadeli planlar ama hepsi bizi heyecanlı ve mutlu kılmaya yetiyor. Bu yola çıkmayı aklımıza koyduğumuzdan beri, o kadar çok şeyle sabırla ve inatla mücadele ettik ki, sanırım artık kendimizi her şeyi başarabilecek, her zorluğun üstesinden gelebilecek kadar güçlü hissediyoruz.

Sevgiyle.
Eda



Cemal'in gözünden bir yıl...

Hayat boyu biriktirdiğim bütün şans haklarımı, darbeden saatler önce uçağa binerek tek seferde kullanıp Avustralya’ya gelmemizin üzerinden tam 1 yıl geçmiş bugün. Hani bazen “oha 1 yıl geçmiş bile` dersiniz ya bu onun tam tersi, geri dönüp bakınca bu zaman diliminde 10 yıllık yaşamışım gibi geliyor bana. Bambaşka bir kültürü anlamak, yeni insanlarla tanışmak, yeni bir kariyere başlamak, Eda’nin kendisi için yepyeni bir alanda okumaya başlaması gibi birçok majör değişikliğin aynı anda yaşanması, insanı hem korkutuyor hem de tatlı bir heyecan veriyor ama bundan da önemlisi bence hayatta kalmakla yaşamak arasında belirgin bir fark olduğunu anlıyorsun.



En sevdiğimiz market - Dan Murphy's 

Gelene kadar Avustralya sadece arada haberlerini okuduğum, egzotik karelerini gördüğüm bir ülkeydi. Kafamda yarattığım ülkeyle gerçek arasında belirgin bir fark olmasından korkuyordum aslında ama buraya gelince beklentilerim fazlasıyla karşılandı. Düzenli şehirler, güzel insanlar, harika bir kültür gördük. Melbourne ve Sydney’de yaşama ve bu şehirleri yakından tanıma fırsatımız oldu. Bundan sonraki hedefimiz de Perth; oraya da gidersek yine anılarımızı aktarırız umarım.

Diğer yandan burada geçirdiğimiz 365 gün acayip rahattı, çok tatlıydı her şey diyemem. Ben normalde de stresli bir insan olduğum için, hayata sıfırdan başlamanın getirdiği onlarca zorluğu aşmak pek kolay olmadı. Bunlardan en kolayı belki ev bulmaktı ama o bile uykular kaçırmadı değil. İş bulmaktan bahsetmiyorum bile, çünkü benim için en kritik şey oydu ama sonuçta çabalaya çabalaya belirli bir aşama kaydettiğimizi görmek beni mutlu ediyor. Şimdi önümüzde zorlu bir kalıcı oturum izni alma süreci olacak ama önemli olan şu ki artık hayatın keyfini her geçen gün daha çok çıkarmaya başlıyoruz.
Sydney Opera House

Bundan sonra hedeflerimiz daha çok arkadaşlarımızla birlikte olmak, ailelerimizi, geniş ailelerimizi, geride bıraktığımız arkadaşlarımızı uzuuun süreler buralarda ağırlamak ve güzel zaman geçirmek üzerine olacak, umarız başarırız..

Öperim.

Cemal

2 yorum:

  1. adınıza çok mutlu oldum, dilerim yakınlarınız en kısa zamanda iyileşir ve daha da mutlu olursunuz, aklınız buralarda kalmaz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederiz, sevgiler.

      Sil